ŞİİRLER VE TÜRKÜLER...

 

ŞİİRLER

Akbaş Köyü Pekmez Şenlikleri

 

İşlerimizi bitirdik, bagajımızı doldurup topladık tarağı ve taşı

Aklımızda kalanlardan biriside, pahalı olan traktör parası

Traktörle geldiğimiz mesafe kökez ile köyün kısa arası

Parayı alan traktörcü, gerçekten köylünün yüz karası

 

 

Satılmış ile Kemal geldi köye, bizler çıktık yola

Önce köy mezarlığında sonra Hacılarda verdik mola

Şamfıstığı toplamak için taş ve sopaları attık sağa ve sola

Bu sene üzüm ve fıstığımızı topladık, seneye hayırlar ola

 

 

Ayrılırken hava biraz serinledi, baktım gökyüzü biraz bulutlu

Bu seneyi de mahsul alarak kapattık, hepimize olsun kutlu

Akbaş köyü insanı gelecek yıllarda pekmez için az umutlu

Bağların yanında elma ve erik ağaçları vardı, çoğu da kurtlu

 

 

Son günümüzde öğleden sonra hava iyiden iyiye bozdu

Köyün girişinde dozer çalışmış, yol hem taşlı hem de çok tozlu

Kaldığımız evde her şey olsa da, tek eksik baharat ve horozdu

Pekmez yapmak, insanları köye getirmek için bir kozdu

 

 

Yetimlerin evi öyle eskiydi ki, sanırsınız ha yıkıldı yıkılacak

Evin her yeri çatırdıyor, kalmamış bir yanı bakım yapılacak

Çoğu ahşap olduğundan, yıkılınca evde çok odun çıkar yakılacak

Evin bahçesi çok karanlık, lamba gerekiyor bahçeye takılacak

 

 

Akbaş köyünde evler çok iç içe düzensiz ve karışık

İnsanları ise, bazen küskün, bazen dost ve barışık

Üzüm bağları bakımsızlıktan sarmış yerleri, sanırsınız sarmaşık

Önce köye su geldi, şimdi kanalizasyon, yollar kargaşık

 

.Aytaç AKTAŞ

(Yetimler Kızı Semiha'nın Damadı Seda'nın Eşi)

 

Anneniz

Hasta düştüm elim tutmaz kalemi,

Acep ben de görür müyüm sılamı?

Benden söyleyin yavrularıma selamı,

Evde kalan resmime bakıp ağlasınlar.

 

Yavrularım ağlarda beni sorarsa,

Sakın öldü demeyin; yatıyor hasta.

Felek çarkımızı çevirdi terse,

Feleğe kahrımı eder ağlarım.

 

Memlekete mektup yazdım karalı,

Mektubumda hasta haberlerim sıralı,

Doktorlar kesti her yanım yaralı,

Dökülen saçlarıma bakar ağlarım...

 

................................................Halise (Hacenim) ALTINTAŞ

 

Köyüm

Köyümüz,doğduğumuz evimiz, ocağımız
Ata yurdumuz, yaşamış yedi kuşağımız
Rahmetle analım konup, göçenleri
Anadolu kokar her birinin öpülesi elleri
Viraneye dönmüş yıkılmış ilk köy mekan
İnsanları gitmiş, taş toprak arta kalan
Razıyız hepinizden, üzülmeyin ebediyen
Ardınızda bizler, dua ile cennet dileyen
Nesiller geliyor, her karışını bekleyen


Aşınmış, yıkılmış, yapılmış yeniden
Köy olmuş bizlere, kalmış dedemden
Baba ocağımsın, gelirim sana ben
Ana kucağımsın gelirim sana ben
Şikayet etmek mi? Asla, Mecnunum zaten.

................................................Saftar AYDIN



Sanki Hayal

Sanki hayal,bir masal, ne iştir bu yaşta aklıma gelenler evlat,
Bir coğrafya anadolu dünyada,çetin,zorlu,tarihi memleket,
Gelgörki düşman eksik olmamış başından,ne nedamet,ne eziyet,
Sevinçte neşelen,sorunları,sorumlulukları birlikte hazmet.


Görüyoruz medyada,sanki tarih tekerrür ediyor,savaş,vahşet,
Ne korkunç silahlar yapabiliyorlar insanlar dünyada,ne dehşet,
Kendileri de belki yok olacaklar,fakat ne yaparsın, ne hacet,
Tarihi,toplumları iyi tanımalıyız, çalışalım gel evlat.


Yıllarca,önce hal sonra istikbal,savaşlarında çalışıp durduk,
Düşmanlar,memlekete savaşlar planlamışlar,haber aldık gördük
Beterin beteri vardır sözlerinde,canlandık,teselliler bulduk,
Kaptırdık kendimizi güncel uğraşılarda,bir başka hayal kurduk.


Şartlar müreffeh,su,güneş,rüzgar ile enerji üretiyoruz,
Teleskop,planör,helikopterli ,havacılıkta ilerliyoruz,
Gizli,açık silahlarıyla düşmanları,bu yurttan def ediyoruz,
Sanki hayal,olursa olsun,ne garip efsane gibi yaşıyoruz.


Zaman zamanı,çağlar çağları yaratıyor,ne yaparsın,ne edersin,
Boşa geçen zaman,ziyan olan insan,büyük değerlerdir bilesin,
Bu coğrafya zor evlat,hayalde olsa tasarında,sahiplenesin,
Hayat zor,dünya acımasız,sen ataların gibi aynı ruhtasın

.
Karamsar olamayız,keşke savaşlar olmasa,bunlar yaz yaz bitmez
Savunmak meşrudur zarurettir,taarruz bizde yok bize yakışmaz,
Bilgisiz,plansız,girişimsiz,paylaşımsız,bu işler ruhsuz olmaz,
Gerçek sanki hayal,insanlığa,size,sevgisiz.selamsız kalınmaz.

................................................Celal ALTINSOY - 2005



Köye Hasret

Bizim tarlamız, Karşıpara, Kavaklı, Arpalık, Makuf, Kumtarlası
Humusludur toprağımız, Kaşındoruk, Yazı, En, Bozyer, Beldarası
Aşıdır, sütü, yoğurdu, yağlı ekmek kızartmasıyla tarhanası
Bağcılık, hayvancılık, rençperliktir işlerimizin hoş aslı, ası.

Sarı Kız, Ala Kız, Kır katır, Çorlu, akdavar, koyunlar mallarımız
Sekköy, Düz meşe, Sinektepe, Yayla, Dedenindoruk, Diklim dağımız
Asmabaşı, Asar, Kökez, Çukurcak, köyiçidir, bahçemiz, bağımız
Bizler, acı,tatlı, anılarımızı paylaşmalıyız hemşerilerimiz.

Birbirimizi aramalı, nice günlerde birlikte olmalıyız
Elbette, birlikte sevmeli, saymalı, manevi destek bulmalıyız
Biz Ankaralıyız, yerlisiyiz Anadolu'nun, asildir kanımız
Tüm yurdu sever,bozkırımızdan hepinize mutluluklar dileriz

................................................Celal ALTINSOY - 1996



Gez Gönlüm

Sen nesillerce bıkmadın kahrımızı çekmekten
Asırlar yaşasam bıkmam ki seni gezmekten

Sana gelince insan bulur kendini döner özüne
Dolaşalım mı beraber göz atalım dağına düzüne
Kıtalardan hasret çekilir Kirmir'ine Kökezine
Doyulur mu hiç üzümüne, pekmezine, övezine

Sergen Kaya Gelincik Kayası başkadır alemin
Dört bir yandan ziyarete gelir gençlerin
Çukurcak Kuyusu abu hayat soğuk sepserin
Asarcık karşıdan sesleniyor bana da gelin

Bayram mıdır nedir? Köy tarlası şenlenmiş
Orta Set Nara Kayası Karapelit Asar'a seslenmiş
Açtı mı Sümbülün Navruzun çimenlerin yeşermiş
Çiğdemin, Dere Dabanı'nda çocuklara olsun yemiş

Çıktım Kara Çalı'dan Belem Gölü'ne Orta Setine
Hiç rastlamadım çobanına, sürüsüne, itine
Doyum olmaz bilirim kuzu ile erkecinin etine
Hasret kaldık yayladaki kürük keçinin sütüne

Oyuğun Doruk gelenin az diye gülmez yüzün
Peygamber kayası senin de her yerini almış hüzün
İnşallah bir düğün olur da bu sene güzün
Hasreti biter maksadı belli olur bunca sözün

Bahar kuşu olmuşta ötüyor Melemşe Deresi
Meşeler açmış olmuş tay kulağı kısrak yelesi
Kadın Duzluk, Çalı Erik, Ardıç da onların efesi
Taşla kayaları dağıtırken dökülmüş sanki kefesi

Dedenin Doruğa gidelim yağmur duasına
Kara Çalı'dan sonra rastlarız keklik yuvasına
Aman düşmeyelim kuzu etiyle pilav tavasına
Dua edelim rahmet gelsin ovasına tarlasına

Tarlalar kısır Arpalıkla Yazıya küsmüş harmanlar
Tırpanı, düveni, koca öküzü unutmuş insanlar
Hani nerede? Buğday biçen, mercimek fiğ yolanlar
Çoğu aramızdan ayrılmış fıstıklıda yatıyor onlar

Nereye canın isterse git Çukurcak'tan, Kökez'e, Asar'a
Küçük Diklim'den bir ıslık çal atıver bir nara
Bağlara ben düşüp de belli olunca akla kara
Geliyoruz haber verin eyrene, çağlayana, balıklara

Ağustosta ye derler bal balıkla ala koruğu
Sıkmazsan üstüne isyan eder sulum balığı
Tahin de mi var? Ne, kim yapmışsa bu ağalığı
Kavun, karpuz tastamam olmuş hazırlığı

Piknik mi yapıyorlar ne? Koca Kum kalabalık
Çeğeşeğe kokusu geliyor çöp şişte pişen balık
Rabbimin işi bu ya buzdolabı olmuş kayalık
Tereyağlı höşmerim de bayılmış yemesem olur yazık

Karnımız doydu biraz da Hasan Eyren'de şenlensin
Gölgede kalanlara da çayları demlensin
Çor çolukta yakan topla gabır gabırla eğlensin
Akşam olmadan miskete oynansın, türküler söylensin

Yoklanıversin Dedenin Eyrenle Tilki Kayası
Akşam da cızırdasın köyde balık tavası
Yorulup gelin diye bekler köpek kayası
O da bilir de hiç bir yerde bulunmaz havası

Susuzum hasret kalmışım yanıyorum
Rüyamda, hülyamda hep seni görüyorum
İstemeden bu sene de burada kalıyorum
Sana dönmek, sende doğdum sende ölmek diliyorum

Eski halinle, örfün adetinle, törenle severim
Taşlık, kayalık, kuraklık da olsan derim
Son durağım köyüm fıstıklıdır yerim
Beni oraya götürün, oraya gömün isterim

Ne kadar gezip tozsam sende az olur
Seni övüp anlatmak bana haz olur
Kar kış olsan da gönlüm sende yaz olur
Aydınım üzülme sağ olmazsa ölünce farz olur

Korkarım daha fazla yarenlik edip seni üzmekten
Başka birşey gelmiyor elimden adına methiye düzmekten

................................................Saftar AYDIN

Özledim Köyüm

Şimdi nerdesin benden taki uzaklarda
Çocuklar oynaşır dar sokaklarda
Kuzular meleşir yeşil harmanlarda
Kuzusunu harmanını özledim köyüm

Köpek kayasından aşağı bakınca çaya
Yamaçlarında serpilmiş yemyeşil bağa
Koca kısırın dibinde doyulur mu yatmaya
Çayını üzümünü özledim köyüm

Çayda ziyafet çekilir balıklar tutulur
Balıklar şişe dizilir ateşler yakılır
Kebap olur balıklar karin doyrulur
Balığını çayını özledim köyüm

Akşam olur çaydan köye gelmeye
Çukurcak kuyusundan soğuk su içmeye
Gelincik kayasında sohbet etmeye
Çukurcağını Gelincik kayasını özledim köyüm

Köyden bakınca ileri bağaya
Aztepeden Ortasetten Sineğin kafaya
Karapelitten çamın önünden bakınca yaylaya
Yaylasını dağını özledim köyüm

Karıncalıdan deli ormandan odun yapan
Güdül pazarına götürüp satan
Alın teri ile ekmeğini kazanan
Emektar insanlarını özledim köyüm

Sohbetlerine doyum olmaz bulursun neşeyi
Ocakta yakar kütük ile meşeyi
Belem gölü Orta Seti Düzmeşeyi
Düzmeşesini Belem Gölünü özledim köyüm

Sevimlidir köyümün kahrı düzeni
Hoca çıkar minareye okur ezanı
Gezsemde bulamam köyümdeki nizamı
Taşını toprağını özledim köyüm

Mustafa der dinleyin dostlar sözüm hepinize
Dinlemeyen dostlarım ne diyeyim size
Gurbet eller mesken oldu bize
Bir an sana dönmeyi düşünüyorum köyüm

................................................Mustafa ÖZTÜRK

Teyzemo

‘Küçükten de görmedim ana kucağı
Koç yiğitler yatağı da asker ocağı’ diye
Bir ses geliyor yanık yanık sahibi meçhul
Dinledikçe uzaktan sordum kendime kim bu kul
Yaklaştıkça Çerkeşlerin çevliğe
Mehmet’i bizim teyze oğlu
İsyanı ahı vardı belliydi gençliğe
Gün görmemiş zevk almamış mutsuzdu
Adı değişmişti salmıştı kendi kendini
Belliydi yarından, yaşamdan umutsuzdu
Gülü her dem biraz daha soluyor
Sanki her gün azar azar ölüyor
Adı değişmişti derken üzülürüm
Ne bir göbek adı ne de bir nişan
Sonradanlığı duruşu da eğrelti
Baş tarafına eklenmiş belli
Sanki suçlu gibi ağzı bir ettiler
Kısa zamanda ‘o deli Memed’ dediler
Gayri her gün geliyor gidiyor
Kimine dert kimine ise eğlence zevk
Gamı kederi derdi yetmemiş de
Üstüne üstlük, sarılıkla mide ağrısı
Nereden çıkmışsa, zaten gitmişti ömrün yarısı
Yaşamı ızdırap günleri işkence
Nasıl reva görülmüş ise bu gence
Küçüldükçe küçülüyor sonumu geliyor
Ne bilsinler ki her gün yaşarken ölüyor
Duruşundan bakışından belli o bizleri sevmiyor
Onun ağrısı, acısı, derdi var
Nasıl sevsin ki herkesin neşesi keyfi var
Günler çileli dolmak bilmez
Çaresini bulsa o hiç beklemez
Takadı bitti gücü yetmedi ama o
Delilikten aldı başını gitti çok uzaklara
Hiç dönmeyecekti bu yolculuktan
Bıkmıştı belliydi eski kulluktan
Sonradan haberim oldu teyzemo ölmüş
Öğrendim ki ancak gözünü kapatınca gülmüş
Adı da düzelmiş Mehmet olmuş
Son sözleri ne acıdır ki
İşitirim anam sen ağlarsın
Babam zaten sevmez beni neylesin
Bende sizler gibi normal bir kuldum
Bu derdi ben sonradan buldum
Onların bazıları zaten beni hiç sevmediler
Adımı değiştirdiler beni zorla delirttiler…
Herkesin matemi başka başkadır
Kimliği ise başındaki taştadır.

(Rahmetli Mehmet ÇEVİK (Deli Mehmet) için yazılmıştır.)

................................................Saftar AYDIN

Garipler

Sivriden sallandık Güdül'e
Ne güle rastladık ne bülbüle
Burası da yaramaz bir işe
Oradan da geçti garipler

Güdül'den sonra gelirsin Kamanlara
Ne kibrit var ne sigara
Orası da etmez beş para
Oradan da geçti garipler

Kamanlardan sonra gelir Hacılar
Orada toplanır bütün acılar
Sırtıyla çalı çeken bacılar
Oradan da geçti garipler

Hacılardan sonra çıkarsın Ağabaş'a
Gözün çarpar kayaya taşa
Gel gardaş verelim baş başa
Oradan da geçti garipler

Ağabaş'tan sonra gelir Meyvebükü
Orada başlar sıkıntının kökü
Merkeple taşırlar hep yükü
Oradan da geçti garipler

Meyvebükün'den sonra gelir Özçaltı
Üstü kaplanlı deresi Kirmir'dir altı
Cami yok,oda yok,hanesi altı
Oradan da geçti garipler

Karşıda görürsün Akçakese
Düzler taşlık sırtlar meşe
Orada yaramaz bir işe
Oradan da geçti garipler

Kirmir'in kenarında görürsün Keşanuzu
Kayayla dolu bayırı düzü
Katırla sap çeker gelini kızı
Oradan da geçti garipler

Oradan çıkarsın Karacaören'e
Rastlamazsın halini sorana
Allah sabır versin orada durana
Oradan da geçti garipler...

............................................Ahmet ALTINSOY ( Yetimler’in Ahmet Dayı)

 

TÜRKÜLER

Kına Türküleri

Altın tas içinde kınamı ezerler
Gümüş tarak ile zülfümü yazarlar
Hasan ile Hüseyin okuyuntu gezerler
Haydi anam haydi kınan kutlu olsun
Gelin ile güye tatlı olsun


Atladım çıktım eşiği,
Sofrada kaldı kaşığı,
Kız ananın danışığı,
Haydi anam,haydi kınan kutlu olsun.
Gelin ile güye tatlı olsun

Babamın bacası yüceden tüter,
Anamın ekmeği burnumda tüter,
El kadar verse oda bana yeter.
Haydi anam,haydi kınan kutlu olsun.
Gelin ile güye tatlı olsun

Merdivenin altı kuyu,
Kulaçlandım aldım suyu,
Kız ananın eski huyu.
Haydi anam,haydi kınan kutlu olsun.
Gelin ile güye tatlı olsun

Merdivenden inerken,
Ayağıma doldu diken,
Kahır evidir belimi büken.
Haydi anam haydi kınan kutlu olsun,
Gelinle güye tatlı olsun.

Merdivenden indirdiler
Saltanata bindirdiler
Kahır evine gönderdiler
Haydi anam haydi kınan kutlu olsun,
Gelinle güye tatlı olsun.

* * * * *

Geniş olsun geniş olsun
Ham demir gümüş olsun
İşte geldim gidiyorum
Koca köy sizin olsun

Mercimek ektim bitti mi
Kız baban şehre gitti mi
Alını yeşilini gördü mü
Şu da kızımın dedi mi

Sabah oldu, sabah oldu
Sigaram yanmaz oldu.
Sigaranın dumanından,
Gözlerim görmez oldu.

Dan sesine dan sesine
Uyandım yar sesine
Yarim keklik, ben de avcı
Düşmüşüm ensesine

* * * * *

Yüce Dağlar ıssız kaldı,
Ana baba kızsız kaldı.
Haydi anam, haydi kınan kutlu olsun
Gelinle damat mutlu olsun.

Ağlar silinir, silinir ağlar
Ağaçlar durulur, durulur ağlar
Haydi anam haydi kınan kutlu olsun,
Gelinle damat mutlu olsun.

Duvak Türküsü

(Gelin getirildiği günün ertesi günü,şenlikte söylenen türkü)

Al dereden alın getirdik,
Gül dereden gülün getirdik,
Ahmet Ağanın kızını,
Mehmet Ağanın oğluna gelin getirdik
Kutlu olsun deyin, komşular kutlu olsun,
Kutlu olsun diyenin, imanı bütün olsun.

Keklik gibi döl yaysın,
Geven gibi kol yaysın,
İki oğlu ile iki kızı olsun.
Kutlu olsun deyin komşular kutlu olsun,

Kutlu olsun diyenin, imanı bütün olsun.

Gelin Karşılama Türküsü

(Gelinin eve getirildiği an evde söylenen türkü)

Gelin getiririz de halay bağlarız,
Ardı sıra, önü sıra hizmet eyleriz.

İyi olursan ah gelinim, işte dip bucak,
Kötü olursan ah gelinim, balta ile nacak.

İyi olursan a gelinim her gün överiz,
Kötü olursan ah gelinim, köyden kovarız.

Aş gelinim, düş gelinim, bize gidelim,
Bizim eller seyir yeri seyredelim.

Sizin köyde ah gelinim boz ahlat biter,
Bizim köyde ah gelinim, al tokat biter.

 

© Akbaş 2004
alpertunga85@mynet.com